Bir toplantıda fikrini söylemek isteyen kişinin, sırası geldiğinde konuşmaktan vazgeçtiğini düşünelim. Dışarıdan bakıldığında ortada duyulmuş bir takılma yoktur. Yine de o kişi için konuşmayla ilgili önemli bir olay yaşanmıştır: Söylemek istediği şey söylenmemiştir. Kekemelik deneyimini anlamak, bazen duyulan sesler kadar gerçekleşmeyen konuşmaları da dikkate almayı gerektirir.

Joseph G. Sheehan’ın 1953 tarihli makalesi, kekemeliği yaklaşma–kaçınma çatışması üzerinden tartışan tarihsel metinlerden biridir. Yayın başlığı ve künyesi doğrulanabilmektedir; bu yazıda erişilemeyen tam metne ait ayrıntılı teknikler veya sonuçlar aktarılmamaktadır. Kuramın temel sorusunu, bugünün konuşma deneyimi ve neden bilgisiyle birlikte ele alıyoruz. [1]

Yaklaşma ve kaçınma nasıl anlaşılabilir?

Yaklaşma, bir iletişime katılma isteğini; kaçınma ise o durumdan uzaklaşma yönelimini anlatır. Aynı kişi bir konuda söz almak isteyip dinleyicilerin tepkisinden çekinebilir. Buradaki gerilim, isteksizlikle aynı şey değildir. Kişi konuşmaya değer verdiği için konuşamamak veya geri çekilmek onun açısından daha da önemli olabilir.

Örneğin bir öğrencinin cevabı bildiği hâlde el kaldırmaması, konuyu bilmediği şeklinde yorumlanabilir. Oysa açıklama amacıyla kurduğumuz bu örnekte öğrenci, söz aldığında yaşanacağını düşündüğü durumu hesaba katıyor olabilir. Tek davranışın arkasında farklı deneyimler bulunabileceği için nedenini kişinin kendisinden öğrenmek gerekir.

Kaçınmanın görünmeyen biçimleri

Kaçınma yalnız tamamen susmak biçiminde düşünülmemelidir. Söylemek istediği kelimeyi değiştirmek, görüşmeyi başka birine yaptırmak veya kısa cevapla yetinmek de belirli durumlarda kaçınmanın parçası olabilir. Ancak her kısa cevap veya her kelime değişikliği kekemelikle ilişkili değildir. Davranışın anlamı, kişinin amacı ve bağlamıyla birlikte anlaşılır.

Bir kişi restoranda istediği yemeğin adını söylemekten çekindiği için farklı bir yemek seçiyorsa, konuşması dışarıdan akıcı duyulabilir. Buna rağmen iletişim tercihi daralmıştır. Bu varsayımsal örnekte takılma sayısı, yaşanan kısıtlanmayı ölçmez. “Ne kadar akıcı konuştun?” sorusunun yanına “Aslında ne söylemek istiyordun?” sorusunu koymak bu yüzden değerlidir.

Bu kuram kekemeliğin nedenini açıklıyor mu?

Tarihsel bir psikolojik çerçeve ile gelişimsel kekemeliğin bugünkü neden açıklaması birbirinden ayrılmalıdır. NIDCD, gelişimsel kekemeliği birden çok etkenin etkileşimiyle ele alır; genetik katkı ve beyin işleyişi de bu araştırma alanının içindedir. Kekemeliği yalnız korku, çekingenlik veya duygusal bir çatışmanın sonucu saymak bu bilgilerle uyumlu değildir. [2]

Dolayısıyla bir kişi konuşmadan kaçınıyor diye kekemeliğine kendi düşüncelerinin neden olduğu söylenemez. Kaçınma, yaşanan veya beklenen güçlüklerle bağlantılı olabilir. Neden sorusuyla kişinin bugün yaşadığı zorluğa nasıl destek olunacağı sorusu farklıdır. İkincisini ele almak, birincisi hakkında basit bir hüküm vermeyi gerektirmez.

Destekte hedefi nasıl somutlaştırabiliriz?

Kaçınmayı konuşurken “daha cesur ol” gibi genel ifadeler sınırlı bilgi verir. Bunun yerine hangi durumun önemli olduğu, kişinin o durumda ne yapmak istediği ve neyin zor geldiği konuşulabilir. Amaç kişiye her koşulda konuşma görevi yüklemek değil, kendi tercihlerini anlayabileceği bir alan açmaktır.

Örneğin “telefon korkusunu yenmek” çok geniş bir hedefken, “randevu saatimi kendim sorabilmek” daha somut bir istektir. Bu örnek bir terapi ödevi değildir. Bir davranışı değerlendirirken kişinin yaşamındaki işlevini açıkça tanımlamanın neden yararlı olabileceğini gösterir. Konuşmama hakkı ve kişinin sınırları da bu değerlendirmede korunmalıdır.

Tarihsel çerçevenin bugüne katkısı

Sheehan’ın başlığındaki yaklaşma–kaçınma fikri, konuşmaya yalnız dışarıdan bakmanın yetersizliğini düşünmek için bir başlangıç sunar. Buna karşılık 1953 tarihli kuramsal bir yayını güncel kontrollü çalışma gibi sunmak veya başlığından tedavi başarısı çıkarmak doğru olmaz. Kaynağın türü, ondan hangi sorular için yararlanabileceğimizi belirler.

Bugün bu tartışmadan çıkarılabilecek pratik düşünce, kişinin kendini nasıl ifade etmek istediğine dikkat etmektir. Bir konuşmanın anlamı, yalnız kesintisiz söylenip söylenmediğinde bulunmaz. İstenen kelimeleri kullanabilmek, konuşmaya katılmayı seçebilmek ve yaşanan güçlüğün anlaşılması da deneyimin parçalarıdır. Bunların hangisinin öncelikli olduğu kişiden kişiye değişir.

Kaynaklar

  1. Theory and Treatment of Stuttering as an Approach-Avoidance Conflict (yeni sekme) The Journal of Psychology

    1953 tarihli makalenin yayıncı künyesi incelendi. Tam metin incelenmedi; yayıncının 2010 çevrim içi arşiv tarihi, özgün yayın yılıyla karıştırılmadı.

  2. Stuttering (yeni sekme) NIDCD / NIH

    Kurumun kekemelik hakkında bilgilendirme sayfası.

Kaynak yayın tarihi; Speacare'e eklenme tarihi değildir.

Bu makale, belirtilen kaynaklardan yararlanılarak yapay zekâ desteğiyle hazırlanmış özgün bir Türkçe anlatımdır. Açıklayıcı örnekler araştırma katılımcılarının öyküleri değildir. Klinik uzman incelemesinden geçmemiştir; kişisel tanı veya tedavi önerisi yerine geçmez.